19 Temmuz 2011 Salı

Başka insanları üzmemek için kendini paralayıp durma çabası hakkında....

"Paralamak" kelimesi bu aralar içinde olduğum duruma cuk oturdu aslında. Pek de uzun zamandır tanımadığım ama canımı fena halde acıtan birine karşı susmak zorunda hissediyorum kendimi. Gülümsemek istiyorum, "amaaaaaaaaan ya, boşver gitsin işte" demek ve geçip gitmek istiyorum.
İnsan haksızlığa uğradığında neden böyle bir şeyi yani susmayı ve affetmeyi tercih eder bilmiyorum. Ama ben sık sık yapıyorum. Canımı çok çok çoook yakan insanlara karşı bile çıkartamıyorum ben tırnaklarımı. İçimde kıyametler kopsa da susuyorum, susmak ve konuyu bir daha açmamak üzere kapatmak istiyorum.
Belki de bunu yapmazsam daha da üzüleceğimden korkuyorum, yüzleşmek istemiyorum. Öfff, hayat okadar neşe dolu ki. O karanlık tarafı yaşamayı sevmiyorum, tadım kaçsın istemiyorum...
Ya da...Belki de konunun doğrudan benimle ilgisi yoktur, karşı tarafı düşünüyorumdur, ondan susuyorumdur. Benim yaşadığım şeyi onunda yaşamasını istemiyorumdur. Kıyamıyorumdur...
Ya da...başka bir insanın gözünün içine baka baka yalan söylemeyi, canını acıtmak için uğraşmayı, başka insanların duygularını hiçe sayarak, bencilce davranışlarda bulunmayı kendime yakıştıramıyorumdur. En nefret ettiğim şeydir bencillik zaten...

Bilmiyorum işte...

Dip not: öyyyyyyffff...çok bunaltıcı bir sabah benim için. Gitsin şu kara kara düşünceler üstümden ya!

15 Temmuz 2011 Cuma

Neden blog yazısı yazmayı unutuyorum ben yaaa?

Aslında söyleyecek çok şeyim var :) Mesleğimden midir yoksa her şartta belayı üzerime çeken özelliğimden midir yoksa etrafımda normal olmayan tek bir adamın dahi bulunmamasından mıdır bilmem? Ama yazsam, yazmayı unutmasammmm...Çok eğlenceli bir blog olabilir bence burası :/

27 Mayıs 2011 Cuma

Kor ateşlerde yürümek...

Kolay İletişim'de ki son gün :) İşe ilk başladığımda Rabia Akbulut'un basın bültenlerinde yaptığım imla hatalarına karşı " ahhh, aah...Bu kızı yeniden büyütmeliyim, kor ateşlerde yürütmeliyim " şarkısını hatırladım :) O zamanlar bu şarkıda gizli mesajların yattığını bilemezdim tabii:) Sonrasında ne mi oldu? Buyrun videoya:
http://video.ok.net/oynat/1230/tv---magazin/saba-tumer-olayi-abartti/

7 Mayıs 2011 Cumartesi

Dolabıma yaz geldiiiiii!

Oh be! Biraz olsun yazın gelmiş olduğunu düşünmek harika geldi!!! Havaların ısınmasını bekleyemeden bütün kışlıklarımı kaldırıp yazlık ne varsa çıkardım bugün gün yüzüne:) Kısacık şortlar, elbiseler, t-shirtler, sandaletler...ohhh :) Dolap baştan aşağıya "yazlandı" :)))
Bi kendime geldim, neşelendim yani...Soğuk ve yağmurlu havalardan ne kadar sıkıldığımı anlatamam :( Hava durumu tahminlerine bakarsak 9 Mayıs haftası da yağmurlu geçecekmiş. Yani Mayıs ayının ortasına geldik hala kar kış kıyamet.
off...pof... bide püfff :/

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Kimsenin kimseye benzemek zorunda olmadığı bir dünyada yaşıyoruz...

İnsanları eleştirmeme erdemine kavuşmak için bir yaş var mıdır acaba? Tek doğrunun kendi bildikleri şeyin olduğunu düşünmemek, başkalarının hayatlarına ve tercihlerine saygı duymak, tek başarılı yolun kendi gittikleri yoldan geçtiğini düşünüp etrafındaki insanları yermemek falan...Belirli bir yaş ve tecrübeden sonra mı oturur bu duruş insanlara? Yoksa bu bir kişilik özelliği(?) midir?

27 Nisan 2011 Çarşamba

Bayıldım!

Vuhhuuuu!! Ofiste şemsiye unutmuş olmanın haklı mutluluğunu yaşıyorum:)

İşten az önce çıktım... İstanbul bu yıl baharı getirmemekte çok ısrarlı:( Şakır şakır yağan bir yağmur söz konusu şuan. Trafik de felç tabii ki.. Eve kaç saatte gideceğim acaba? Neyse geçelim bu konulari, tozpembeliğe gelelim:) yuppi!! Ofisten çıkarken tam da yağmura hazırlıksız yakalandığımı ve eve sırılsıklam gideceğimi düşünürken kırmızı şemsiyemle göz göze geldim:)) Şirin şirin bakıştık :} Unutkanlığıma kızıyorum bazen ama genelde hep faydasını görüyorum. Yaşasııın...Evime mutlu, mesut ve keyifli gidiyor olmak!

15 Nisan 2011 Cuma

Tükkanın önünü kapatmayalım!


Hemen herşeye fena halde kafayı takıp, gıcık olduğumum farkındayım, evet...Ama vallahi bu başka :) Sabah ofise bir geldik; kapının önünce kocaman bir tır :S
Gelde kafayı takma yani...Kolaysa takma!
Kemerburgaz çok ilginç bir yer yahu. Aslında ilginç değil, benim Malatya'dan alışık olduğum bir tarzı var ama İstanbul için çok çok çok ilginç geliyor (Hoş İstanbul konusuna girmeyelim, bu şehir başlı başına bir olay malum).
Herneyse biz trımıza dönelim. Yahu, işyerlerinin önüne araç ( araç dediğim: TIR) parkedilmemesi gerektiğini bilmeyen insanların neslinin tükenmemiş olmamasına acayip üzüldüm bugün, hatta ofisçe üzüldük diyebiliriz.
Sabahın 9'undan akşamüstü 16:00'ya kadar tır manzarası ile çalıştıktan sonra bi sinir geldi tabe...Asistanımızla ne yapsak ne etsek diye düşündük( o,sabahtan beri, tırın şöförü gelse de kavga etsem diye bir bekleyişteydi buarada :D ). Ben bişey yapamamış olmamın huzursuzluğu ile enazında şöföre not yazıp camına sıkıştırayım diye iç geçirirken, fikri dillendirmişte bulundum :D
Bunun üzerine tır üzerinde ufak bir çalışma yaptık...
Missİst Group gurula sunar: bkz: sağdaki foto!

Dip not: tırcığa bu notu yapıştırırken çevreden, ne uğraşıyorsunuz yahu, tekerini patlasın gitsin. Alsın dersini diyenler oldu :) Ama biz kibarlığımızdan hiç taviz vermedik! Ufak bir "reklam etme" çalışmasıyla çözdük durumu. bkz: nottaki "lütfen" yazısı :)

Dip not2: tırcdan birazda tırsmadık değil hani :) Genelde piskopat olurlar...malum.

Dip not3: Akşam üzeri 5 gibi gelen daha doğrusu lütfeden tır şöförü yazdığımız notu paramparça yaparak yola attıktan sonra 10-15 dakika kadar, ofisin önünü egzoza bağdu ve gitti :)

Dip not4: Bakalım yarın ne olacak...

Oleeeeeeeeeeeey :) Blogum açıldı!!!

Kaç haftadır açılmasını dört gözle beklediğim blogum sonunda açıldı...Hemde tam günüde :) Bugün hayatımın potu diyebileceğim bir pot kırdımmmm... Hemen paylaşmalıyım :F